Yazar "Sunar, Diane" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 28
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe A Cross-Cultural and Within-Culture Comparison of Child-Rearing Practices and Their Correlates(Turkish Psychologists Assoc, 2017) Aycicegi-Dinn, Ayse; Sunar, DianeWith the aim of making both cross-cultural and within-Turkey comparisons of young adults' perceptions of their parents' child-rearing practices with regard to acceptance, psychological control and firm control, the Children's Report of Parent Behavior Inventory (CRPBI-30; Schludermann and Schludermann, 1988) was administered to 271 U.S. and 921 Turkish university students. Turkish respondents, from 3 distinct geographical areas of Turkey (Metropolitan, West and Central-East Anatolia), also completed a measure of horizontal and vertical collectivism. Acceptance scores were similar across cultures, while parents in Turkey were rated higher on psychological control and U.S. parents were rated higher on firm control. Acceptance was negatively related to both types of control scores in both cultures. Regional differences within Turkish culture were found in the impact of factors such as sex of parent, sex of child, educational level of parents, and level of vertical collectivism in predicting parental acceptance and control scores. A Cross-Cultural and Within-Culture Comparison of Child-Rearing Practices and Their Correlates (PDF Download Available). Available from: https://www.researchgate.net/publication/317491575_A_Cross-Cultural_and_Within-Culture_Comparison_of_Child-Rearing_Practices_and_Their_Correlates [accessed Nov 13 2017].Öğe “Bana göre” ahlak: Sıradan insanın ahlakı kavramsallaştırması(Türk Psikoloji Yazıları, 2020) Cesur, Sevim; Tepe, Beyza; Piyale, Zeynep Ecem; Sunar, Diane; Biten, Ali FurkanÖzet:Shweder ve diğerleri (1997), Kohlberg’in (1971) ahlakın evrenselliği ve en önemli erdemin adalet olduğu varsayımlarını reddetmişler ve farklı kültürlerde farklı derecelerde önemsenen “ahlakın üç temel etiği”ni önererek kültürel çeşitliliği varsaymışlardır. Walker ve Pitts (1998) ise, bugünkü ahlak araştırmalarının bir eksiğinin sıradan insanın doğal ahlak kavramsallaştırmalarının çalışılmaması olduğunu ifade etmektedirler. Bu araştırmanın amacı, toplumumuzda ahlakın nasıl kavramsallaştırıldığına ve bu kavramsallaştırmaların Shweder’in üç etik koduyla nasıl ilişkilendiğine bakmaktır. Bu araştırma üç aşamadan oluşmaktadır. Çalışma 1 kapsamında katılımcılardan açık uçlu olarak ahlak/ahlaksızlık/ ahlaklı insan-erkek-kadın/ahlaksız insan-erkek-kadını tanımlamaları istenmiştir. Kodlanan cevaplar, tanımlanan bu altı hedef arasında bazı ortaklıklara ve farklılıklara işaret etmektedir. En fazla atıfta bulunan kategori, toplumsal kurallar ve roller olmuştur. Çalışma 2 için, Çalışma 1’den elde edilen kategorilerden “Bana Göre Ahlak Envanteri” (BGA) oluşturulmuştur. BGA’ya verilen cevapların oluşturduğu örüntüler, Shweder ve diğerlerinin öne sürdüğü üç etik koduyla benzerlikler göstermiştir. Bu paralellikleri incelemek üzere Çalışma 3 çerçevesinde, üç etik kodunu ölçmeye yönelik olan Etik Dünya Görüşü anketi ile BGA Envanteri arasındaki ilişki tanımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri de kullanarak incelenmiştir. Sonuçlar, ülkemizde ahlakın kavramsallaştrılmasında Shweder’in üç etik koduna benzer bir yapı ortaya çıktığını ve oluşturduğumuz BGA Envanterinin güvenilir ve geçerli bir ölçüm yöntemi olduğunu göstermektedir.Öğe “Bana göre” Ahlak: Sıradan İnsanın Ahlakı Kavramsallaştırması(2020) Cesur, Sevim; Sunar, Diane; Tepe, Beyza; Biten, Ali Furkan; Piyale, Zeynep EcemShweder ve diğerleri (1997), Kohlberg’in (1971) ahlakın evrenselliği ve en önemli erdemin adalet olduğu varsayımlarını reddetmişler ve farklı kültürlerde farklı derecelerde önemsenen “ahlakın üç temel etiği”ni önererek kültürel çeşitliliği varsaymışlardır. Walker ve Pitts (1998) ise, bugünkü ahlak araştırmalarının bir eksiğinin sıradan insanın doğal ahlak kavramsallaştırmalarının çalışılmaması olduğunu ifade etmektedirler. Bu araştırmanın amacı, toplumumuzda ahlakın nasıl kavramsallaştırıldığına ve bu kavramsallaştırmaların Shweder’in üç etik koduyla nasıl ilişkilendiğine bakmaktır. Bu araştırma üç aşamadan oluşmaktadır. Çalışma 1 kapsamında katılımcılardan açık uçlu olarak ahlak/ahlaksızlık/ ahlaklı insan-erkek-kadın/ahlaksız insan-erkek-kadını tanımlamaları istenmiştir. Kodlanan cevaplar, tanımlanan bu altı hedef arasında bazı ortaklıklara ve farklılıklara işaret etmektedir. En fazla atıfta bulunan kategori, toplumsal kurallar ve roller olmuştur. Çalışma 2 için, Çalışma 1’den elde edilen kategorilerden “Bana Göre Ahlak Envanteri” (BGA) oluşturulmuştur. BGA’ya verilen cevapların oluşturduğu örüntüler, Shweder ve diğerlerinin öne sürdüğü üç etik koduyla benzerlikler göstermiştir. Bu paralellikleri incelemek üzere Çalışma 3 çerçevesinde, üç etik kodunu ölçmeye yönelik olan Etik Dünya Görüşü anketi ile BGA Envanteri arasındaki ilişki tanımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri de kullanarak incelenmiştir. Sonuçlar, ülkemizde ahlakın kavramsallaştrılmasında Shweder’in üç etik koduna benzer bir yapı ortaya çıktığını ve oluşturduğumuz BGA Envanterinin güvenilir ve geçerli bir ölçüm yöntemi olduğunu göstermektedir.Öğe Çocuk Yetiştirme Tutumları ve Bağıntılarının Kültür içi ve Kültürlerarası Karşılaştırılması(2017) Sunar, Diane; Dınn, Ayşe AyçiçeğiKültürlerarası ve Türkiye'deki genç yetişkinlerin ebeveynlerinin çocuk yetiştirme uygulamalarına dair algılarını kabul, psikolojik kontrol ve katı kontrol bağlamında karşılaştırmak amacıyla 271 Amerikalı, 921 Türk üniversite öğrencisine Ebeveyn Davranışı Çocuk Bildirimi Ölçeği (EDÇBÖ-30) (Schludermann ve Schludermann, 1988) uygulanmıştır. Aynı zamanda Türkiye'nin üç ayrı coğrafi bölgesinden (Metropol İstanbul, Batı ve İç-Doğu Anadolu) katılan katılımcılar yatay ve dikey toplulukçuluk ölçeğini de cevaplamışlardır. Kabul boyutuna yönelik puanlar, her iki kültür için de benzerlik gösterirken, kontrol boyutlarında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki ebeveynler psikolojik kontrol ölçeğinde daha yüksek, ABD'deki ebeveynler ise katı kontrol ölçeğinde daha yüksek puanlar almışlardır. Kabul boyutu her iki kültürde ve her iki kontrol türü ile negatif ilişkilidir. Ebeveynlerin kabul ve kontrol boyutlarını yordayan faktörler, Türkiye içinde bölgesel farklılıklar, ebeveynlerin cinsiyeti, çocuklarının cinsiyeti, ebeveynlerin eğitim seviyesi ve dikey toplulukçuluk olarak ortaya çıkmıştır.Öğe Çocuk Yetiştirme Tutumları ve Bağıntılarının Kültür içi ve Kültürlerarası Karşılaştırılması(Türk Psikoloji Dergisi, 2017) Dinn, Ayşe Ayçiçeği; Sunar, DianeÖzet: Kültürlerarası ve Türkiye’deki genç yetişkinlerin ebeveynlerinin çocuk yetiştirme uygulamalarına dair algılarını kabul, psikolojik kontrol ve katı kontrol bağlamında karşılaştırmak amacıyla 271 Amerikalı, 921 Türk üniversite öğrencisine Ebeveyn Davranışı Çocuk Bildirimi Ölçeği (EDÇBÖ-30) (Schludermann ve Schludermann, 1988) uygulanmıştır. Aynı zamanda Türkiye’nin üç ayrı coğrafi bölgesinden (Metropol İstanbul, Batı ve İç-Doğu Anadolu) katılan katılımcılar yatay ve dikey toplulukçuluk ölçeğini de cevaplamışlardır. Kabul boyutuna yönelik puanlar, her iki kültür için de benzerlik gösterirken, kontrol boyutlarında farklılıklar ortaya çıkmıştır. Türkiye’deki ebeveynler psikolojik kontrol ölçeğinde daha yüksek, ABD’deki ebeveynler ise katı kontrol ölçeğinde daha yüksek puanlar almışlardır. Kabul boyutu her iki kültürde ve her iki kontrol türü ile negatif ilişkilidir. Ebeveynlerin kabul ve kontrol boyutlarını yordayan faktörler, Türkiye içinde bölgesel farklılıklar, ebeveynlerin cinsiyeti, çocuklarının cinsiyeti, ebeveynlerin eğitim seviyesi ve dikey toplulukçuluk olarak ortaya çıkmıştır.Öğe Continuing effects of early enrichment in adult life: The Turkish Early Enrichment Project 22 years later(Elsevier Science Inc, 2009) Kagitcibasi, Cigdem; Sunar, Diane; Bekman, Sevda; Baydar, Nazli; Cemalcilar, ZeynepLong-term Studies of early intervention, spanning over decades, are scarce in the United States and nonexistent in the rest of the world. The Turkish Early Enrichment Project (TEEP) is the only non-U.S. example to date. This paper reports a new follow-up assessment of the long-term outcomes of TEEP, an intervention carried out in 1983-1985 with 4-6 year old children from deprived backgrounds (previous evaluations were carried out at the completion of the intervention and seven years later). Findings from 131 of the original 255 participants indicate more favorable outcomes for children who received either mother training or educational preschool, or both, compared to those who had neither, in terms of educational attainment. occupational status, age of beginning gainful employment, and some indicators of integration into modern urban life, such as owning a computer. Further analyses of the intervention effects on the complete post-intervention developmental trajectories indicated that children whose cognitive deficits prior to the intervention were mild to moderate but not severe benefited from early enrichment. Thus, a majority of the children who received early enrichment had more favorable trajectories of development into young adulthood in the cognitive/achievement and social developmental domains than comparable children who did not receive enrichment. (C) 2009 Elsevier Inc. Ail rights reserved.Öğe Difficult dialogs: Majority group members' willingness to talk about inequality with different minority groups(Pergamon-Elsevier Science Ltd, 2013) Bikmen, Nida; Sunar, DianeThe present study explored attitudes of a majority group, Turks, toward dialog with two minority groups, Kurds and Armenians, in Turkey. We examined whether Turks would be equally likely to avoid discussing inequality (power talk) in imaginary dialogs with Kurds and Armenians, two groups that while equally devalued differ in their likelihood of being considered ingroup members. Specifically, we tested the hypothesis that because Turks share a common religious identity with Kurds but not with Armenians, they would be more willing to engage in power talk with Kurds than with Armenians. In addition, we explored the role of intergroup contact, majority group identification (Turkish and Muslim), social dominance orientation (SDO), and the legitimizing ideologies of belief in cultural diversity and perceptions of ethnic discrimination as predictors of willingness for power talk with each group. Ethnic Turks were more willing to talk about commonalities with both minority groups, and less willing to talk about power inequalities with either group, even less so with Armenians than with Kurds. As expected, this difference was moderated by religious identification, such that Turks with stronger Muslim identification were more willing to have power talk with Kurds but not with Armenians. These findings point to the importance of common ingroup identity in majority members' responses to different minority groups. (c) 2012 Elsevier Ltd. All rights reserved.Öğe Duyguları sergileme kuralları ve bağlamsal belirleyicileri: Türkiye'de üniversite öğrencileri ile yapılan bir araştırma(Türk Psikoloji Dergisi, 2011) Boratav, Hale Bolak; Sunar, DianeÖZET: Bu araştırma, kültürlerarası bir çalışmanın parçası olup Türkiye'de duyguları sergileme kurallarını araştırmaktadır. Sergileme kuralları, erken yaşlarda öğrenilen ve kişilere duygusal ifadelerini sosyal koşullara göre ayarlamasında yardımcı olan ilkeler topluluğudur. İstanbul'da okuyan 235 üniversite öğrencisi (151 kadm, 84 erkek) Sergileme Kurallarını Değerlendirme Envanteri'ni (The Display Rule Assessment Inventory; DRAI) doldurdular. Katılımcılara, iki farklı ortamda (özel veya kamusal) birlikte oldukları 20 hedef kişiye karşı 7 evrensel duygunun (öfke, küçük görme, iğrenme, korku, mutluluk, üzüntü, şaşırma) her birini hissetseler ne yapmalarının doğru olacağı soruldu. Araştırmanın en temel bulgusu, duyguların ifadesinin duygunun niteliğine ve sosyal bağlama göre değişmesi olmuştur. Gösterilmesi en uygun bulunan duygu mutluluk olup, bunu sırasıyla şaşırma, üzüntü, öfke, korku, küçük görme ve iğrenme izlemektedir. Sosyal bağlam açısından, ortam ve statü farkının etkisi tüm duygular için anlamlı bulunmuştur. Tüm duyguların, yakın olmayan ilişkilere göre yakın ilişkilerde gösterilmesi daha uygun bulunmuştur. Toplumsal cinsiyet özelliklerinin (katılımcı ve hedefin cinsiyeti) de duyguların ifadesinde rol oynadığı görülmüştür. Türkiye'de ilk kez araştırılan duyguları sergileme kuralları, sosyal psikolojideki bağlamın önemi görüşünü bir kez daha desteklemiştir.Öğe Duyguları sergileme kuralları ve bağlamsal belirleyicileri: Türkiye'de üniversite öğrencileri ile yapılan bir araştırma(2011) Bolak, Hale Boratav; Sunar, Diane; Ataca, BilgeBu araştırma, kültürlerarası bir çalışmanın parçası olup Türkiye'de duyguları sergileme kurallarını araştırmaktadır. Sergileme kuralları, erken yaşlarda öğrenilen ve kişilere duygusal ifadelerini sosyal koşullara göre ayarlamasında yardımcı olan ilkeler topluluğudur. İstanbul'da okuyan 235 üniversite öğrencisi (151 kadm, 84 erkek) Sergileme Kurallarını Değerlendirme Envanteri'ni (The Display Rule Assessment Inventory; DRAI) doldurdular. Katılımcılara, iki farklı ortamda (özel veya kamusal) birlikte oldukları 20 hedef kişiye karşı 7 evrensel duygunun (öfke, küçük görme, iğrenme, korku, mutluluk, üzüntü, şaşırma) her birini hissetseler ne yapmalarının doğru olacağı soruldu. Araştırmanın en temel bulgusu, duyguların ifadesinin duygunun niteliğine ve sosyal bağlama göre değişmesi olmuştur. Gösterilmesi en uygun bulunan duygu mutluluk olup, bunu sırasıyla şaşırma, üzüntü, öfke, korku, küçük görme ve iğrenme izlemektedir. Sosyal bağlam açısından, ortam ve statü farkının etkisi tüm duygular için anlamlı bulunmuştur. Tüm duyguların, yakın olmayan ilişkilere göre yakın ilişkilerde gösterilmesi daha uygun bulunmuştur. Toplumsal cinsiyet özelliklerinin (katılımcı ve hedefin cinsiyeti) de duyguların ifadesinde rol oynadığı görülmüştür. Türkiye'de ilk kez araştırılan duyguları sergileme kuralları, sosyal psikolojideki bağlamın önemi görüşünü bir kez daha desteklemiştir.Öğe Early Development of Different Forms of Altruism: Sharing, Helping and Donating(Turkish Psychologists Assoc, 2016) Sunar, Diane; Fidanci, Pinar EnginA review of recent studies of early childhood altruism is followed by a report of a study of development of altruism in early childhood at ages 3, 4 and 5 years in terms of children's ability and willingness to help, share, and donate. 178 preschool children were videotaped while interacting in pairs matched by age and sex in an age-appropriate, structured altruism task in which opportunities to help and share arose in the natural flow of events. Results indicate that even the youngest children (age 3) displayed some altruistic acts; both the number of children showing altruism, and their number of altruistic acts, were greater at each succeeding age level. Sharing was the most common altruistic behavior, and it was more frequent than helping and donation behaviors at earlier ages. Possible explanations for the different developmental trajectories of different altruistic acts are discussed, with emphasis on the differing cognitive and empathic demands of the situation. Main contributions of the study include demonstration of (1) different developmental trajectories for different types of altruistic acts; (2) age-related increase in spontaneous altruistic acts toward peers between 3 and 5 years of age; (2) the utility of a naturalistic, structured observational task to study spontaneous altruism towards peers in young children.Öğe Ecology of Peace(Mit Press, 2014) Britto, Pia R.; Gordon, Ilanit; Hodges, William; Sunar, Diane; Kagitcibasi, Cigdem; Leckman, James F.Peace is a state of being that encompasses harmonious international as well as intra- and interpersonal relationships, directly impacting an individual's safety and prosperity. For an individual, peace is a positive state of mind conditioned by our histories and context. The concept ecology of peace is introduced to capture these vast interconnected ecosystems that extend from our internal biology to our subjective sense of self (i.e., our thoughts, emotions, and behaviors) to the environments in which we live. It is our thesis that positive, stimulating, and harmonious early childhoods can contribute to peace and human security, and that early-life interventions have transformative power which may help lay the foundations for conflict resolution and peace in future generations. As such, we posit that these interventions can contribute to peacebuilding (actions that promote sustainable peace by supporting the prosocial skills needed for peace) as well as peacemaking through the enhancement of positive reciprocal communication within families, communities, and nations. This chapter reviews (a) neurobiological foundations of peace, including genetic, epigenetic, hormonal, developmental, and social factors that shape young brains; (b) the importance of parenting and early learning for peacebuilding; and (c) the place that early childhood can play in bridging the gap between peacebuilding and peacemaking. Evidence from available developmental neurobiology as well as social and economic studies suggests that change in favor of peace can be initiated not only from the top down, through official policies and agencies, but also from the bottom up, by supporting the physical, emotional, and social development of children and the well-being of their families and communities.Öğe Emotional Display Rules and Their Contextual Determinants: An Investigation with University Students in Turkey(Turkish Psychologists Assoc, 2011) Boratav, Hale Bolak; Sunar, Diane; Ataca, BilgeThe study reported here was the Turkish part of a cross-cultural investigation of emotional display rules, which regulate emotional expression according to the social situation. 235 university students (151 females, 84 males) completed the Display Rules Assessment Inventory (DRAI). Participants were asked what a person should do when feeling each of 7 basic universal emotions (anger, contempt, disgust, fear, happiness, sadness, and surprise) toward each of 20 target persons in either a public or private setting. The most basic finding was that emotional expression varies according to both the nature of the emotion and the social situation. Happiness was the emotion allowed freest expression, followed by surprise, sadness, anger, fear, contempt and disgust, in that order. In terms of the social situation, private/public setting and relative status of the person and target were found to significantly affect display of all 7 emotions. For all emotions, fuller expression was approved in close relationships than in more distant relationships. Gender of person and target, and particularly their interaction, were also found to affect emotional expression. In this first investigation of emotional display rules in Turkey, the importance of the situation in determining social behavior once again received strong support.Öğe Farklı türdeki özgecil davranışların erken gelişimi: paylaşma, yardım etme ve bağış yapma(Türk Psikoloji Dergisi, 2016) Sunar, Diane; Fidancı, Pınar EnginÖzet: Bu makalede erken çocuklukta özgeciliğe ilişkin güncel çalışmalar gözden geçirilmekte ve ardından da erken çocuklukta özgeciliği 3, 4 ve 5 yaşlarındaki çocukların yardım etme, paylaşma ve bağış yapma becerileri ve istekleri bakımından incelemeyi amaçlayan bir araştırmanın raporu sunulmaktadır. Araştırmaya 178 okul öncesi çocuk katılmıştır. Bu çocuklar yaşlarına ve cinsiyetlerine göre eşleştirilmiş; paylaşma ve yardım etme imkanlarının doğal bir akış içinde ortaya çıktığı, yaşlarına uygun bir yapılandırılmış deney ortamı içinde eşleriyle etkileşimde bulundukları sırada videoya çekilmişlerdir. Sonuçlar, en küçük yaştaki çocukların bile (3 yaş) özgecil davranış gösterdiğini, fakat özgecil davranış gösteren çocukların ve bu çocukların özgecil eylemlerinin sayısının 4 ve 5 yaşlarında daha yüksek olduğunu göstermiştir. Paylaşma hem en yaygın özgecil davranış olmuş hem de daha erken yaşlarda yardım etme ve bağış yapma davranışına göre daha sık gözlemlenmiştir. Gözlemlenen durumun farklı bilişsel ve empatik gerekliliklerinin üzerinde durularak özgecil eylemlerin farklı türlerinin farklı gelişimsel seyirlerine dair muhtemel açıklamalar tartışılmıştır. Bu araştırmanın temel katkıları şöyle sıralanabilir: (1) farklı özgecil davranış türleri için farklı gelişimsel seyirlerin gözlemlenmesi; (2) 3 ve 5 yaşları arasında akranlara yönelik kendiliğinden ortaya çıkan (spontan) özgecil eylemlerin yaşa bağlı artışın gösterilmesi; (3) küçük yaştaki çocuklarda akranlara yönelik spontan olarak ortaya çıkan özgeciliğin araştırılmasında doğal, yapılandırılmış gözlemsel görevin (task) kullanılabilirliğinin gösterilmesi.Öğe Farklı Türdeki Özgecil Davranışların Erken Gelişimi: Paylaşma, Yardım Etme ve Bağış Yapma(2016) Sunar, Diane; Fidancı, Pınar EnginBu makalede erken çocuklukta özgeciliğe ilişkin güncel çalışmalar gözden geçirilmekte ve ardından da erken çocuklukta özgeciliği 3, 4 ve 5 yaşlarındaki çocukların yardım etme, paylaşma ve bağış yapma becerileri ve istekleri bakımından incelemeyi amaçlayan bir araştırmanın raporu sunulmaktadır. Araştırmaya 178 okul öncesi çocuk katılmıştır. Bu çocuklar yaşlarına ve cinsiyetlerine göre eşleştirilmiş; paylaşma ve yardım etme imkanlarının doğal bir akış içinde ortaya çıktığı, yaşlarına uygun bir yapılandırılmış deney ortamı içinde eşleriyle etkileşimde bulundukları sırada videoya çekilmişlerdir. Sonuçlar, en küçük yaştaki çocukların bile (3 yaş) özgecil davranış gösterdiğini, fakat özgecil davranış gösteren çocukların ve bu çocukların özgecil eylemlerinin sayısının 4 ve 5 yaşlarında daha yüksek olduğunu göstermiştir. Paylaşma hem en yaygın özgecil davranış olmuş hem de daha erken yaşlarda yardım etme ve bağış yapma davranışına göre daha sık gözlemlenmiştir. Gözlemlenen durumun farklı bilişsel ve empatik gerekliliklerinin üzerinde durularak özgecil eylemlerin farklı türlerinin farklı gelişimsel seyirlerine dair muhtemel açıklamalar tartışılmıştır. Bu araştırmanın temel katkıları şöyle sıralanabilir: (1) farklı özgecil davranış türleri için farklı gelişimsel seyirlerin gözlemlenmesi; (2) 3 ve 5 yaşları arasında akranlara yönelik kendiliğinden ortaya çıkan (spontan) özgecil eylemlerin yaşa bağlı artışın gösterilmesi; (3) küçük yaştaki çocuklarda akranlara yönelik spontan olarak ortaya çıkan özgeciliğin araştırılmasında doğal, yapılandırılmış gözlemsel görevin (task) kullanılabilirliğinin gösterilmesi.Öğe Health Psychology; A step towards understanding tie situation of the field it Turkey(Istanbul Univ, 2005) Bolak Boratav, Hale; Sunar, DianeAlthough it is generally not recognized, 'health psychology' is the field within which many psychologists in Turkey work. The aim of this article is to assess the situation of health psychology in Turkey, and to provide a basis for future studies of a more comprehensive nature. In line with this aim,priority was given to exploring the perceptions of psychologists regarding health psychology, and to identifying training, research and applications in this area. In the first section, there is a brief summary of the background of the development of the field of health psychology in the world. Next, there is a description of the findings of two field studies conducted first in 1993 and then in 2004 with 141 psychologists in health settings in Istanbul. The last section provides a summary of the findings of a study done over the Internet; included here are the ideas of psychologists working in the area of health psychology as well as relevant applications. The article ends with some suggestions.Öğe Human Biological Development and Peace Genes, Brains, Safety, and Justice(Mit Press, 2014) Morgan, Barak; Sunar, Diane; Carter, C. Sue; Leckman, James F.; Fry, Douglas P.; Keverne, Eric B.; Kolassa, Iris-TatjanaThis chapter examines the concept of peace from a biopsychosocial perspective. It reviews available knowledge concerning gene-environment regulatory interactions and their consequences for neurodevelopment, particularly during sensitive periods early in life. The hypothesis is explored that efforts on the part of parents to protect, nurture, and stimulate their children can lead to physically, psychologically, and socially healthier developmental trajectories and support the emergence of more peaceful families and communities. It is clear, however, that adverse environments, as in the context of structural violence, may result in lower parental investment in child rearing and negative outcomes for social harmony and health over the course of life. More research is thus needed to understand more fully the potential positive impact that interventions aimed at encouraging families to increase their investment in early child development will have on societal peace. The role of groups in shaping human behavior toward conflict or conflict resolution and peace is examined. Further research is needed to increase current understanding on the neurobiology of groups. In addition, steps need to be taken across multiple sectors of society to reduce all forms of direct and structural violence, as this will surely lead to better parenting behaviors, better childhood trajectories, and a model of fairness to guide interactions between groups.Öğe In search of human nature(İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2020-10-02) Sunar, DianeABSTRACT: In recent years I have been teaching a general elective course called “Human Nature”. On the first day of class, when I ask the students to tell me what they think about human nature, most of their responses revolve around the question of whether human beings are naturally cooperative and good, or naturally selfish and bad (the majority tends to favor the second alternative). Later in the course, I ask them to tell me what they think morality is; most say it is a set of rules for behavior imposed on the individual by society. A few of them dissent, maintaining that conscience is inborn.Öğe Is an Emphasis on Dignity, Honor and Face more an Attribute of Individuals or of Cultural Groups?(SAGE Publications Inc., 2020) Sunar, DianeThis study compares the individual-level and sample-level predictive utility of a measure of the cultural logics of dignity, honor, and face. University students in 29 samples from 24 nations used a simple measure to rate their perceptions of the interpersonal cultural logic characterizing their local culture. The nomological net of these measures was then explored. Key dependent measures included three different facets of independent versus interdependent self-construal, relevant attitudes and values, reported handling of actual interpersonal conflicts, and responses to normative settings. Multilevel analyses revealed both individual- and sample-level effects but the dignity measure showed more individual-level effects, whereas sample-level effects were relatively more important with the face measure. The implications of this contrast are discussed.Öğe Just World Belief and Ethics of Morality: When Do We Derogate the Victim?(Springer, 2020) Tepe, Beyza; Cesur, Sevim; Sunar, DianeThe current study aimed to explore the influences of moral emotions, moral ethics and perceptions of the perpetrator on the phenomenon of victim derogation. Based on the assumptions of Lerner's Just World Belief theory (JWB; Lerner 2002) and Shweder's Big Three ethics theory (Shweder et al. 1997), levels of victim derogation and avoidance in response to vignettes were analyzed as a function of moral content (ethic) and emotions, as well as good or bad outcome and perceptions of the perpetrator. Study 1 examined the influence of moral contents and outcome on moral emotions, finding that disgust is salient in violation of the divinity ethic whereas anger is salient in the autonomy ethic, and that anger is more dependent on outcome than disgust. Study 2 analyzed the influence of moral content, outcome, and perceptions of the perpetrator on victim perception. Results showed that the victim in the divinity context is perceived as more morally positive regardless of the outcome, but is avoided more. Also, negative perception of the perpetrator contributes more to positive perception of the victim in the divinity ethic than in the autonomy ethic. Perception of the victim in the autonomy ethic is affected more by outcome, and, in line with the JWB hypothesis, is derogated more when the outcome is negative. The fundamental motivation of justice was shown to be related to the link between act and outcome, but to vary by moral content. Derogation of the victim as a defense of JWB appears to be a typical reaction to injustice in the autonomy ethic, while avoidance of the victim may characterize violations of the divinity ethic.Öğe Mothers' and fathers' child-rearing practices and self-esteem in three generations of urban Turkish families(Cambridge Univ Press, 2009) Sunar, Diane[Abstract Not Available]