5237 SAYILI TCK SONRASI KISA SÜRELİ HAPİS CEZALARINA SEÇENEK YAPTIRIMLAR (2005-2025): MEVZUAT DEĞİŞİKLERİ VE UYGULAMA ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME?
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Hacettepe University
Erişim Hakkı
Özet
Özet 647 sayılı Kanun ile ilk kez düzenlenen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile yeniden düzenlenmiş (TCK m. 50) ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile ortak bir çerçeve ihdas edilmiştir. 2005 yılındaki ceza hukuku reformu kapsamında, aynı zamanda denetimli serbestlik teşkilatı kurulmuş, böylece seçenek yaptırımların uygulanması bakımından önemli bir adım atılmıştır. Öğretide, özellikle adli para cezası dışındaki yaptırımların hukuki niteliği konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, seçenek yaptırımlar pratik olarak büyük önem taşımaktadır. TCK m. 50 uyarınca, 30 güne kadar hapis cezalarında, failin daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olması hâlinde ve çocuklar ve 65 yaşından büyükler için ise bir yıla kadar süreli hapis cezalarında, seçenek yaptırımların uygulanması zorunludur. Ayrıca, basit taksirle işlenen suçlar bakımından da uzun süreli hapis cezalarının dahi seçenek yaptırımlara çevrilebilmesine olanak tanıyan mevcut sistem, bu yaptırımların önemini daha da artırmakta ve uygulamada yerleşmesini sağlamaktadır. Kuşkusuz, bu gelişmede Yargıtay’ın kısa süreli hapis cezalarına seçenek yaptırımlara ilişkin bütün kararların gerekçelendirilmesi gerektiğine dair yaklaşımı belirleyici olmuştur. Yargıtay, bu gerekçelendirmenin soyut olmamasını, açık kanuni dayanağının olmasını ve her hâlükârda denetime elverişli biçimde yapılmasını zorunlu görmektedir. Bu çalışma kapsamında incelenen Yargıtay kararları, 20 yıllık zaman dilimi içinde uygulamada özellikle kamuya yararlı bir işte çalıştırma ile belirli yerlere gitmekten ve belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanma yaptırımlarının öne çıktığını göstermektedir. Bu bağlamda, Yüksek Mahkeme'nin, yaptırımların “infazda kısıtlılık yaratmama” ilkesi ile temel hak ve özgürlüklerle ve yaptırımın amacıyla uyumlu olma ölçütleri doğrultusunda geliştirdiği bir içtihat birikiminden söz etmek mümkündür. Yargıtay’ın, özellikle söz konusu iki yaptırım başta olmak üzere, diğer seçenek yaptırımlar bakımından geliştirdiği içtihatların ayrıntılı biçimde ele alındığı bu çalışmada, başta infaz hâkimliğinin esas mahkemenin rolünü kısmen üstlenmesi olmak üzere, konunun teorik, uygulamaya ve mevzuata ilişkin yönleri eleştirel bir incelemeye tabi tutulacaktır.
Abstract The system of alternative sanctions to short-term custodial sentences, which was first introduced under Law No. 647, was restructured under the Turkish Penal Code No. 5237 and integrated into a unified framework with the Law on the Execution of Sentences and Security Measures. The 2005 criminal justice reform also established the probation directorate, representing a crucial institutional step toward the practical implementation of alternative sanctions. Although the nature of alternative sanctions to short-term imprisonment other than judicial fines remains controversial, their practical significance under the current framework has grown considerably. Pursuant to Article 50 of the Turkish Penal Code (TPC), it is mandatory for courts to substitute custodial sentences of up to 30 days with an alternative sanction if the offender has no prior custodial sentence. The same obligation applies to children and individuals over the age of 65 for sentences of up to one year. Furthermore, for negligent offences, except for those committed with conscious negligence, even long-term custodial sentences may be converted into alternative sanctions. These legislative designs have significantly reinforced the role of non-custodial sanctions in practice.This transformation has been strongly influenced by the Court of Cassation’s approach, which requires courts of first instance to provide explicit reasoning, subject to judicial review, when deciding whether or not to apply an alternative sanction. The Court’s jurisprudence, analysed in this study, shows a particular emphasis on community service and the prohibition of attending certain places or engaging in certain activities. These decisions have developed around key principles such as avoiding enforcement restrictions and ensuring compatibility with fundamental rights and the purpose of the sanction. This study offers a detailed examination of the Court of Cassation’s case law concerning alternative sanctions within a 20 years period, in particular, those two primary measures, and critically analiyses the theoretical, practical, and legislative dimensions of the issue, notably the partial assumption of the trial court’s role by the enforcement judge.
Açıklama
Anahtar Kelimeler
Kaynak
Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi











