Graduate Programs Institute Thesis Collection

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 2654
  • Öğe
    HİV (+) tanısı almış, tedavi gören olgularda; çocukluk çağı travmalarının sıklığı ve riskli cinsel davranışlar arasındaki ilişki
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2019) Kanturvardar, Rüveyde Seda
    Bu araştırmamanın amacı Türkiye'de yaşayan HIV+ tanısı almış tedavisine devam etmekte olguların çocukluk çağı travmalarının sıklığı ile riskli cinsel davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Günümüzde bir halk sağlığı sorunu olan HIV'nin, küresel olarak bir azalma yaşanırken Türkiye'de son on yılda % 465 arttığı görülmektedir. Çocukluk çağında deneyimlenen olumsuz yaşam olaylarının evrensel bir sorun olduğu ve kişilerin yaşamlarını etkileyecek ciddi sağlık sorunlarına sebep olabileceği gözlemlenmiştir. Araştırmanın örneklemi, araştırma hakkında bilgilendirilmiş onayı alınmış ve çalışmaya katılmayı kabul etmiş, okuma yazma bilen, değerlendirme sırasında madde etkisinde olmayan, yanıt vermeyi güçleştirecek her hangi bir bilişsel bozukluk göstermeyen 18 yaşını doldurmuş, İstanbul ilinde Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Biriminde HIV(+) tanısı almış tedavisine devam etmekte olan 116 klinik olgudan oluşmaktadır. Araştırmada sosyo- demografik veri formuna ek olarak Çocukluk Çağı Ruhsal Travmalar Ölçeği ve Cinsel Risk Alma ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen istatiksel bulgulara göre Çocukluk Çağı Travmalarının sıklığı genel popülasyona göre HIV tanısı almış olgularda daha yüksek bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
  • Öğe
    Savaşın kadınlar üzerindeki etkisi üzerine yorumlayıcı fenomenolojik analiz: Bosna Hersek 1992-1995
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2020) Şekerdağ, Tuğba
    Bu araştırmanın amacı Bosna Hersek savaşından 24 yıl sonra savaş travmasının kadınların ruh sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkisi ve etkiler karşısında hangi baş etme yöntemlerini kullandıklarını araştırmayı hedeflemektedir. Bu araştırma ile önceki hipotezleri doğrulamaktan farklı olarak, kadınların bu durumu nasıl deneyimledikleri ve bu deneyimlere ne tür anlamlar atfettikleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu hedefe ulaşmak amacıyla nitel bir yaklaşım yürütülmüştür. 1992-1995 Bosna-Hersek savaşını yaşamış ve halen Bosna-Hersek'te yaşayan 8 kadınla yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirmiş ve elde edilen veriler Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 'Olay Anlatımı' Umut/Umutsuzluk; Başetme ve, Etnik Kimlik Algısı; ana temaları bulunmuş ve alt temalar ile birlikte tartışılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, savaştan 24 yıl sonra dahi katılımcıların bir kısmının travma sonrası stres belirtileri gösterdiği görüldü ve literatürdeki örnekleriyle tartışıldı. Savaş sonrası stresörlerin, ülkedeki siyasal iktidarsızlığın, yeniden savaş çıkma ihtimali gibi güncel stres kaynaklarının da katılımcıların ruh sağlığı üzerinde etkisi olduğu görüldü. Savaşın psikolojik etkilerinin 24 yıl sonra dahi devam ediyor olmasının önemli nedenlerinden biri ise, fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin devam ediyor olmasıdır. Katılımcıların eğitim düzeylerine bakılmaksızın hepsinin başetme yöntemi olarak ilk öncelikli olarak 'uğraş edinmek' ikinci en fazla olarak kullanılan yöntemin dini uygulamalar olduğu görüldü. Katılımcılarda etnik kimlik tanımlaması dini kimlik ile bağlantılıdır, Tarihinde etnik grupların birlikte yaşaması ile birçok savaşa şahit olmuş olan bölgede yaşayan katılımcıların diğer etnik gruplara karşı tutumları beklenilenin aksine olumsuz değildir. Etnik ayrımların ortaya çıktığı zamanlarda savaşların olduğu, beraber yaşamaktan başka bir seçenekleri olmadığı, politik nedenlerle ayrımların başlatılmadığı durumlarda halkın tüm etnik gruplar birlikte barış içinde yaşadıkları görüşü genel olarak katılımcıların ortak görüşüdür.
  • Öğe
    LGBTİ bireylerde TSSB, damgalanma ve başa çıkma arasındaki ilişki
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2020) Derli, Emine Sinem
    Karşıt olarak algılanıp ötekileştirilen, değersizleştirilen kişi veya gruplara yönelik fiziksel, ekonomik, sosyal, psikolojik şiddet, önyargı ve ayrımcılık LGBTİ bireylerde çeşitli travmatik yaşantılara neden olabilmekte; travma sonrası stres bozukluğu, içselleştirilmiş damgalanma ve stresi doğurabilmektedir. Araştırmada LGBTİ bireylerde TSSB, içselleştirilmiş damgalanma ve başa çıkma tutumları arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda İzmir'de ikamet eden 137 LGBTİ bireye demografik bilgi formu, Travmatik Stres Belirti Ölçeği, İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği ve Başa Çıkma Tutumları Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre TSSB duygu odaklı başa çıkma ve işlevsel olmayan başa çıkmayı artırırken, problem odaklı başa çıkmayı azaltmaktadır. Damgalanma algısı ise işlevsel olmayan başa çıkmayı artırmaktadır. Sosyodemografik özellikler çerçevesinde yapılan analiz sonuçlarına göre TSSB ailesinde LGBTİ birey bulunmayanlarda, duygusal birliktelik yaşanan partner bulunmayanlarda, ayrımcılığa uğradığını düşünenlerde, toplumda yaşamaktan mutlu olmayanlarda, kendisini güvende hissetmeyenlerde, sosyal ve ekonomik haklardan faydalanmadığını düşünenlerde ve eşit yurttaşlık hakkında sahip olmadığını düşünenlerde daha yüksektir. Damgalanma algısı ise biyolojik cinsiyeti erkek olanlarda, ailesinde LGBTİ birey bulunmayanlarda, ayrımcılığa uğradığını düşünenlerde, toplumda yaşamaktan mutlu olmayanlarda, kendisini güvende hissetmeyenlerde, toplumsal önyargıya maruz kaldığını düşünenlerde, sosyal ve ekonomik haklardan faydalanmadığını düşünenlerde, eşit yurttaşlık hakkında sahip olmadığını düşünenlerde daha fazladır. Olumsuz başa çıkma yöntemlerinin kullanımı ise ailede LGBTİ birey bulunmayanlarda ve eşit yurttaşlık hakkında sahip olmadığını düşünenlerde daha yaygındır.
  • Öğe
    Travma öyküsü ve değişime hazır oluşun madde kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde incelenmesi
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2020) Yavuz, Tuğba
    Bu çalışma, alkol ve madde kullanım bozukluğu olan travmayla ilişkili değişkenlerin incelenmesini amaçlamıştır. Çalışmada, Değişime Hazır Olma Ölçeği (Readiness to Change) Türkçe uyarlama çalışması yapılmış ve alkol ve madde kullanım bozukluğu olan bireylerde tedaviye hazır oluş değişkeni incelenmiştir. Katılımcılar, İstanbul'da bir psikiyatri hastanesinde ayaktan tedavi gören 36 alkol ve madde kullanım bozukluğu tanısı almış bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılara Değişime Hazır Olma Ölçeği, Sokrates Değişime Hazır Olma Aşamaları ve Tedavi İsteme Ölçeği ve Tedavi Motivasyon Anketi uygulanmıştır. Araştırmada, değişime hazır olma ve tedavi isteği değişkenlerinin psikometrik çalışması yapılmış ve katılımcıların travmayla ilgili değişkenlerinin betimleyici istatistikleri verilmiştir. Analizler, SPSS 23.0 paket programı ile yapılmış olup, veri analizi olarak Pearson korelasyonu, güvenirlik analizi için Cronbach alpha, ölçek maddelerinin faktör yapısını incelemek için Açımlayıcı Faktör Analizi uygulanmıştır. Anlamlılık değeri 0,05 düzeyinde alınan analizlerden elde edilen bulgular doğrultusunda, katılımcıların doğal afet ve insan eliyle ortaya çıkan travma türlerinde travmatik deneyimleri olduğu sonucu elde edilmiştir. Travma ile ilgili değişkenlerin frekans dağılımlarının verildiği çalışmada, katılımcıların en fazla yanıt verdiği travmatik deneyimler, deprem, fiziksel saldırı ve ani kayıp olarak bulunmuştur. Değişime Hazır Olma Ölçeğinin faktör yapısının özgün formu karşıladığı ve örneklem yeterliliği açısından anlamlı olduğu saptanmıştır. Değişime Hazır Olma iç tutarlılık katsayıları incelendiğinde, alt boyutların iç tutarlılık katsayılarının 0,22 ile 0,71 arasında değiştiği; toplam skorun iç tutarlılık katsayısının ise 0,59 olduğu saptanmıştır. Değişime Hazır Olma Ölçeği'nin faktör analizi incelendiğinde, üç alt boyutlu yapının karşılandığı ve boyutlarının toplam varyansı %53 oranında açıkladığı saptanmıştır. Yapı geçerliliği incelendiğinde ise, Değişime Hazır Olma Ölçeği'nin Tedavi Motivasyonu ve Tedavi İsteme ölçekleriyle anlamlı korelasyonu saptanmamıştır. Araştırmada elde edilen bulguların, anket çalışmasının yürütüldüğü örneklemin psikopatolojik durumu göz önüne alındığında, alkol ve madde kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerin travmatik öyküsü ile değişime hazır olmamaları arasında ilişki olduğu görülmektedir. Ayrıca, yapılacak ileri çalışmalarda araştırmanın tekrar edilebileceği ve travma öyküsüne ilişkin bulgular elde edilebileceği düşünülmektedir.
  • Öğe
    Positive psychology and a critical approach to psychological capital and PCQ
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021) Vural, Emre; Czukor, Üyesı Gergely
    Siyasi, hukuki, paradigma değişiklikleri, piyasa hareketleri ve finansal kargaşa, sınırsız teknolojik ve kavramsal yenilikler, değer dönüşümleri, savaşlar, küresel salgınlar gibi çok sayıda etkiye sürekli maruz kalan günümüz kuruluşları, liderleri ve çalışanları, bu faktörlere bağlı önemli belirsizlikler ve risklerle çevrilidir. Bu istikrarsız ve değişken ortamda, daha sabit ve yenilikçi olmayan geleneksel sermaye örgüsünün yerini, insanı temeline yerleştiren ve rekabet üstünlüğü sağlayan yeni bir anlayış almaktadır. Rekabet avantajı elde etmek için beşeri sermayeyi artırmanın bir yolu, çalışanların psikolojik sermayelerinin değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir. Pozitif Psikolojik Sermayenin, işyeri müdahaleleri ile geliştirilebilir ve Psikolojik Sermaye Ölçeği (PSÖ) ile ölçülebilir olduğu kabul edilir. Popülerliği göz önüne alındığında, PSÖ'nün psikometrik yeteneği her zamankinden çok önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada, farklı hiyerarşik düzeylerde N = 222 aktif çalışan örneklemi ile PSÖ'nün psikometrisi, araştırmada problemli olduğu varsayılan ters puanlı maddeleri pozitif maddelere dönüştürülmüş olarak test edilmiştir. Model Uyum İyiliği Değerleri, 12 maddeli modelin mevcut örneğe mükemmel şekilde uyduğunu göstermiştir.
  • Öğe
    Profitability analysis of banking sector: The reality of general perception of public being exploited by banks and they make excessive profits
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021) Akdaş, Yığıt Alp; Doğru, Üyesı Cengız
    Birçok ülkede finansal sistemin en önemli aktörü konumunda bulunan Bankalardan hizmet alan kişi sayısı ve gerçekleştirilen işlem sayısı, 1970 sonrasında dünyada ağırlığını hissettiren ve bunun paralelinde ekonomi yazınında önemli bir fenomen haline gelmiş olan finansallaşmanın da etkisiyle büyük bir artış göstermiştir. Finansallaşmanın etkisiyle Bankalar daha fazla bireysel müşterilere yönelmiş, hanehalkları da Bankalar üzerinden daha fazla işlem gerçekleştirir hale gelmiştir. Günümüzde artık herhangi bir Bankada hesabı bulunmayan veya Bankacılık işlemi gerçekleştirmeye ihtiyaç duymadığını belirten yetişkin bir bireye rastlamak neredeyse imkansızdır. İki aktör arasındaki ilişkinin yoğunluğunun her geçen gün artıyor olması beraberinde de birtakım rahatsızlıkları ve sorunları getirmektedir. Bu rahatsızlıkların en önemlilerinden birisi Bankaların verdikleri hizmetler karşılığında olması gerekenin çok üzerinde tutarları müşterilerinden tahsil ettikleri yönündedir. Bu yöndeki serzenişi çevremizde yer alan kişilerden, basından, sosyal medyadan ve siyasetçilerden sıklıkla duymaktayız, görmekteyiz. Kimileri Bankaların gerçekleştirdiği faiz tahsilatlarından kimileriyse komisyon ve masraf tahsilatlarından rahatsız olduğunu dile getirmektedir. Bu çalışmanın amacı gerçekleştirilen ölçek çalışması ile söz konusu serzeniş paralelinde gerçekten toplumda Bankaların aşırı kâr ettiği algısının var olup olmadığını, varsa daha çok hangi kesimlerde/gruplarda var olduğunu ve temel nedeninin ne/neler olduğunu; Kamu kurumları, Bankalar, Birlikler ve firmalar tarafından açıklanan veriler ile ise -yıllar itibarıyla, AB ve ABD Bankacılık sektörleriyle ve diğer sektörlerle gerçekleştirilen karşılaştırmalar üzerinden- Bankaların gerçekten yüksek kârlar elde edip etmediklerini ortaya koymak ve ardından sonuca ilişkin birtakım değerlendirmelerde bulunmaktır.
  • Öğe
    How does Agnès Varda engage with the flâneuse
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021) Çımen, Mıne; Dıken, Üyesı Ebru Çığdem Thwaıtes
    Bu tez çalışmasında, Agnès Varda'nın flâneuse konseptiyle nasıl bir ilişki kurduğu incelenmektedir. Sırasıyla şu sorulara cevap aranmakta: a) Varda film yapımını flâneusian bir aktivite olarak nasıl pratik ediyor, b) Varda flâneuse figürünü nasıl temsil ediyor?, c) Flâneuse figuru glaneuse figürü ile nasıl bir etkileşim içerisinde? Özetle,bu çalışmada flâneuse figüründen yola çıkarak Varda'nın film yapma pratiğini cinsiyet çalışmaları bağlamında tartışmak amaçlanıyor. Cléo de 5 à 7 (1962) ve Les Glaneurs et la Glaneuse (2000) filmleri çalışmanın odak noktasına alınmış iken daha genel perspektifte Varda'nın flâneusian bağlantıları da takip edilecektir. Flâneuse, modernite ve şehirleşmenin temsili bir figürü haline gelmiş olan 19. yüzyıl flâneuründen yakın bir zaman önce türetilmiş bir kavramdır. Bu figürden yola çıkarak, şehir ve şehir deneyimi feminist bir perspektiften incelenmek isten-mektedir. Varda'nın filmlerinin şehir ve cinsiyet çalışmaları kapsamında okuna-bileceği öne sürülmektedir.
  • Öğe
    Investigation of the effect of genotype and phenotype risk transfer on individual investment decisions through personality characteristics in financial psychology
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2024) Çetın, Serkan; Özyıldırım, Cenktan
    Bu tezin amacı genotip ve fenotip risk aktarımının kişilik özellikleri üzerinden bireysel yatırım kararlarına etkisinin ve ilişkisinin incelenmesidir. Bu etkinin ve ilişkinin etyolojisi, bireylerin gelirlerinin giderlerinden artan kısımlarını veyahut kredili işlemlerini yatırıma yönlendirirken mizaç ve karakter çerçevesinde aldığı kararları, açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal denge gibi kişilik özellikleriyle kalıtım ve çevre ekseninde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın yordayıcı etkisi ile gelecekte bireylerin yatırım kararlarında bu etkilerin göz önünde bulundurulduğu finansal ürünler, yatırım portföyleri ve ekopsikofinansal modeller dizayn edilmesi amaçlanmaktadır. Tezin amacına uygun olarak 255 erkek 276 kadın toplam 531 katılımcıyla anket yöntemi ile veri toplanmış, ölçek olarak Beş Faktör Kişilik Envanteri, Schwartz Sonuc? Testi ve araştırmacının demografik soruları kapsayan bir çalışma kullanılmıştır. Araştırmada ilişkisel olarak kişilik özellikleri ortalama puanları, iyi oluş ortalama puanları ve risk ortalama puanları arasındaki ilişkinin incelenmesi Pearson momentler çarpımı ve nokta çift serili korelasyon katsayısı analizi, yatırım düzeylerinin ve kalıtsallığın yordayıcı etkisi lineer ve ordinal regresyon yöntemi, gruplararası nedensellik ANOVA ve t-Testi analizleri testi sonuçlarına göre değerlendirilmiş, finansal psikolojide genotip ve fenotip risk aktarımının kişilik özellikleri üzerinden bireysel yatırım kararlarına etkisi sınırlı da olsa tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bireyler yatırım kararlarında bulunurken genotip faktörün bir uzantısı olarak duygusal denge çarpanı yüksek nevrotik bireylerin davranışı ile riskli ürünlere yönelimleri arasında bir etki mevcuttur. Anahtar Kelimeler: Finansal Psikoloji; Fenotip ve Genotip; Kişilik; Büyük Beşli; Ekopsikofinans
  • Öğe
    Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü bağlamında veri taşınabilirliği hakkı
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2024) Ünal, Oğuzhan; Keser, Leyla
    Büyük ölçüde veri toplama, işleme, analiz etme ve kullanma süreçlerine dayanan veri temelli ekonomide bilgi ve veri, üretim, ticaret, inovasyon ve iş süreçlerinin temelini oluşturmaktadır. Şirketlerin büyük miktarda veri topladığı, müşteri davranışlarını sürekli olarak değerlendirdiği, otomasyonun ve dijital çözümlerin yaygınlaştığı bu modelde bireylerin mahremiyet endişeleri de ortaya çıkabilmektedir. Bu noktada, bireylerin veri temelli ekonominin yarattığı sorunlardan etkilenmemesi için çeşitli düzenleyici önlemler alınmaktadır. Bireylerin kişisel verileri üzerindeki hâkimiyetini artırmak amacıyla Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile getirilen yeniliklerden biri olan veri taşınabilirliği hakkı bu alınan önlemlerden biridir. Bu hak sayesinde bireyler kendi verilerini kontrol edebilme ve veri işleme süreçlerine aktif olarak katılabilme imkânına kavuşmaktadırlar. Ayrıca, bireylerin farklı hizmetlere geçişi kolaylaştığı için hizmet sağlayıcıların daha inovatif ve kullanıcı dostu hizmetler sunacağı da söylenebilir. Bu çalışmada, Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile getirilen veri taşınabilirliği hakkının içeriği ve bu hakkın veri temelli ekonomide etkileri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü, Kişisel Verilerin Korunması, Veri Taşınabilirliği, İlgili Kişi Hakları, Veri Temelli Ekonomi
  • Öğe
    Tüketicilerin mobil alışverişlerinde algıladığı güvenin müşteri sadakatine olan etkisi üzerine bir çalışma
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021) Çetınkaya, Sertaç; Varnalı, Kaan
    E-ticaret literatüründe en çok ele alınan konulardan biri güvendir. E-ticaret literatüründe güveni pozitif ve negatif etkileyen birçok güven sinyali ortaya konmuştur. Satıcı ve alıcının birbirlerini tanımadığı durumlarda etkili olan ilk güven seviyesinde ise bazı pozitif güven sinyalleri öne çıkmaktadır. Öne çıkan pozitif ilk güven sinyalleri pozitif kullanıcı değerlendirmelerinin ürün sayfasında yer alması, güven sağlamak amacıyla ürün sayfasına yerleştirilen üçüncü parti işaretleri ve para iadesi garantisinin ürün ekranında yer alması kavramlarıdır. Ancak bu üç kavram daha önce her biri ayrı şekilde ele alınarak ilk güven açısından test edilmemişlerdir. Aynı zamanda bu üç kavramın ilk güven seviyesinde müşteri sadakatini nasıl etkilediği yönünde boşluklar vardır. Bu çalışma yukarıda ifade edilen pozitif ilk güven sinyalleri olan pozitif kullanıcı değerlendirmelerinin ürün sayfasında yer alması, güven sağlamak amacıyla ürün sayfasına yerleştirilen üçüncü parti işaretleri ve para iadesi garantisi taahhüdünün ürün ekranında yer alması kavramlarının güven ve müşteri sadakati ile olan ilişkisini göreceli olarak test etmeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada güven, ilk güvendir. McKnight and Chervany (2001)'den yararlanarak ilk güven, bu seviyede etkili olan iki alt boyut (kurum bazlı güven ve yetkinlik bazlı güven) altında ele alınmıştır. Deneysel serimin tasarımında 2x2x2 gruplar arası deneysel tasarım baz alınmış ve toplam 8 senaryo oluşturulmuştur. Araştırmada yer alan bağımlı değişkenler kurum bazlı güven, yetkinlik bazlı güven ve müşteri sadakati kavramlarıdır. Araştırmada yer alan bağımsız değişkenler ise pozitif kullanıcı değerlendirmelerinin ürün sayfasında yer alması, güven sağlamak amacıyla ürün sayfasına yerleştirilen üçüncü parti işaretleri ve para iadesi garantisi taahhüdünün ürün ekranında yer alması kavramlarıdır. Bu deneysel araştırmada bazı bulgular öne çıkmaktadır. Tüketicilerin mobil cihazlar üzerinden yaptığı alışverişlerde ilgili mobil mecranın ürün ekranınnda güven sağlamak amacıyla yerleştirilmiş olan üçüncü parti işaretleri ve ürün ekranına yerleştirilen para iadesi taahüdünün olması halinde tüketicilerin kurum bazlı güven seviyesi daha yüksek çıkmıştır, birinci bulgu budur. Tüketicilerin mobil alışverişlerinde ilgili mobil mecranın ürün ekranına güven sağlamak amacıyla yerleştirilen üçüncü parti işaretlerinin olması durumunda, tüketicilerin sadakat seviyesi daha yüksek çıkmıştır, ikinci bulgu budur. Bu araştırmanın bir diğer teorik katkısı kurum bazlı güven kavramı ile tüketicilerin sadakat seviyesi arasındaki pozitif bir ilişkiyi ortaya koymasıdır. Tüketicilerin mobil alışverişlerinde mecranın ürün ekranında pozitif kullanıcı değerlendirmelerinin olması durumunda, tüketicilerin sadakat seviyesi daha yüksek çıkmıştır, bu bulgu ise bu araştırma kapsamında elde edilen son bulgu budur.
  • Öğe
    Pulmonary sounds analysis for comparison of smokers with healthy non-smokers and copd patients
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2024) Walı, Amrou; Şen, Üyesı İpek
    Bu çalışmada, sinyal işleme teknikleri ve makine öğrenimi algoritmaları kullanılarak hastaların üç farklı kategoriye (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), sigara içenler ve sigara içmeyenler) sınıflandırılması araştırılmaktadır. Akustik sinyaller analiz edilerek kırk beş özellik çıkarılmış ve sınıflandırma görevlerindeki etkinlikleri açısından değerlendirilmiştir. Özellikle AR1, AR2, AR3 ve MFCC3 gibi özellikler, farklı sınıflandırıcılar arasında tutarlı bir şekilde yüksek doğruluk göstererek hasta sınıflandırmasındaki önemlerini ortaya koymaktadır. Araştırma ayrıca mikrofon yerleşiminin sınıflandırma doğruluğu üzerindeki etkisini de incelemektedir. Özellikle beşinci mikrofon, sınıflandırma sonuçlarını iyileştirme üzerindeki etkisini göstererek önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bulgular, sağlık hizmeti uygulayıcıları için erken müdahaleleri ve kişiselleştirilmiş tedavi planlarını kolaylaştıran pratik bilgiler sunmaktadır. Ayrıca, klinik ortamlarda sınıflandırma doğruluğunu artırmak için mikrofon konumlandırma stratejilerini dikkate almanın önemini vurgulamaktadır. İleriye dönük olarak, gelecekteki araştırmalar, zaman içinde hasta koşullarını tahmin etmek için öngörücü modelleme tekniklerini keşfedebilir. Ayrıca, mikrofon yerleşiminin optimize edilmesi ve algoritmik yaklaşımların iyileştirilmesi sınıflandırma doğruluğunu daha da artırabilir. Bu çabalar, daha etkili hasta izleme ve müdahale stratejileri sağlayarak sağlık uygulamalarını ilerletmek için umut vaat etmektedir. Özetle, bu çalışma hasta sınıflandırma metodolojilerini geliştirmek için bir temel oluşturarak sağlık hizmeti sunumunun ve hasta sonuçlarının iyileştirilmesinin önünü açmaktadır. Sinyal işleme ve makine öğrenimi tekniklerinden yararlanarak, sağlık hizmeti sağlayıcıları daha bilinçli kararlar verebilir, bu da daha iyi hasta bakımı ve KOAH gibi solunum rahatsızlıklarının yönetimine yol açabilir
  • Öğe
    Yalnızlık, aidiyet ihtiyacı, nostalji eğilimi ve nostaljik tüketim kavramları arasındaki ilişkiye yönelik bir inceleme
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021) Akın, İlker; Ursavaş, Üyesı Barış
    Günümüzde markalar hedef kitlelerini belirleme ve hedef kitlelerinin dikkatini çekme konusunda birçok çalışma yapmaktadır. Yapılan söz konusu iletişim çalışmalarının temelinde yatan faktörlerden bir tanesi de insanı ve çevresini anlamlandırmak, insanların ihtiyaçlarını, amaçlarını, yaşam tarzlarını derinlemesine analiz etmektir. Yapılan bu çalışma da insanların evrensel psikolojik durumları arasında yer alan yalnızlık ve aidiyet ihtiyacı kavramları ile nostalji eğilimi ve nostaljik tüketim kavramları arasındaki ilişki ele alınmaktadır (Baumeister & Leary, 1995, s. 499). Bu araştırmada aidiyet ihtiyacının giderilememesinin yalnızlık duygusu, nostalji eğilimi ve nostaljik tüketim üzerindeki etkisi; yalnızlık duygusunun nostalji eğilimi ve nostaljik tüketim üzerindeki etkisi ile nostalji eğilimi ve nostaljik tüketim arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu kapsamda bahsi geçen kavramlar üzerinden literatür taraması yapılmış ve kavramlar arasındaki öngörülen ilişki sunulmuştur. Araştırmada nostaljik tüketim kavramını ölçmek amacıyla kullanılan görsellerin belirlenmesi için bir pilot test uygulanmış ve diğer kavramlar için güvenirliği ve geçerliliği kanıtlanmış ölçekler kullanılmıştır. Bu çalışma kapsamında iki farklı araştırma yürütülmüştür. 502 katılımcının yer aldığı ilk araştırmada yapılan faktör analizi neticesinde kavramlar alt boyutlara ayrılmıştır. Yeniden adlandırılan alt boyutlar arasında yapılan simple regresyon, mediasyon analizi ve lojistik regresyon neticesinde düşük sosyal etkileşimin yabancılaşmayı arttırdığı, sosyal izolasyonun grup aidiyeti ihtiyacını arttırdığı ve ilişkililik (relatedness) duygusunun azalmasının tarihsel nostalji eğilimini arttırdığı ortaya konulmuştur. 120 katılımcı ile yapılan ikinci araştırmada yaş değişkeni göz önünde bulundurulmuş ve yalnızca 35 yaş ve üstü kişilere anket dağıtılmıştır. Ek olarak nostaljik tüketim kavramını ölçen ürün görselleri de değiştirilmiştir. İlk araştırmada uygulanan analizler bu araştırmada da uygulanmıştır. Yapılan analizler neticesinde aidiyet ihtiyacının ve yalnızlığın artmasının nostaljik tüketim eğilimini arttırdığı ortaya konulmuştur. Ek olarak nostalji eğiliminin artmasının nostaljik tüketimi arttırdığı ortaya konulmuştur.
  • Öğe
    Individual well-being and relationship satisfaction among physically active couples: A thematic analysis
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2024) Özenlı, Elıf Çelet; Boratav, Hale Bolak
    Bu nitel tez, fiziksel aktiviteye önem veren çiftlerin ilişki memnuniyetleri ile, onların bireysel iyi oluş halleri arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Çalışma, partnerlerin düzenli fiziksel aktivitelere bireysel olarak veya birlikte katıldıklarında ortaya çıkan diyadik dinamikleri, karşılıklı etkileşimleri ve paylaşılan deneyimleri keşfetmek aracılığı ile, fiziksel aktivite ve romantik ilişkilerin kalitesi arasındaki bağlantıları ortaya çıkartmayı amaçlamaktadır. Türkiye'de yapılmış çalışmalarda, sözü geçen bağlamı kalitatif yöntemlerle incelemiş bir çalışmaya rastlanmamış, literatürdeki bu boşluğu doldurmak gayesi ile mevcut tez çalışması yürütülmüştür. 27 ile 50 yaşları arasındaki en az bir fiziksel olarak aktif partneri olan altı heteroseksüel çift, bu çalışmaya katılmıştır. Katılımcılar ile, egzersiz deneyimleri ve ilişki dinamikleri hakkındaki içgörülerini araştırmak amacı ile, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme verileri üzerinde kalitatif tematik analiz uygulanmış; bu analiz şu dört ana temayı ortaya koymuştur: a) egzersiz kişinin kendisine yaptığı değerli bir yatırımdır, b) çift ilişkisini iyi çalışan bir işleyişte tutmak, c) ilişkiye dair hissedilen tatminde cinsel yakınlığın rolü, d) kararlılık ve özveri ödüllerini beraberlerinde getirirler. Araştırmanın bulguları, ilgili konular üzerindeki mevcut literatür ışığında tartışılmış, çıkarımlar paylaşılmıştır. Tartışma bölümü, bu çalışmanın sınırlılıklarını ve gelecekte yürütülecek araştırmalar için önerileri içermektedir. Son bölümde ise; bulguların, ilişki danışmanlığı, terapötik müdahaleler, mental sağlık iyileştirmesi ve çiftlerin bireysel ve ilişkisel tatminlerini arttırmaya yönelik müdahalelerin geliştirilmesi bağlamında klinik etkileri tartışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: bireysel iyi olma, ilişki doyumu, fiziksel egzersiz, çift ilişkisi, romantik ilişki
  • Öğe
    Hastanede yatan çocukların malnütrisyon riskinin belirlenmesinde pediatrik Yorkhill Malnütrisyon Skoru tarama aracının kullanılması
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2021) Manısalı, Aslınur; Çelık, Fatma
    Malnütrisyon, hastanede yatan çocuklarda tedavi süreçlerinin aksaması yanında büyüme ve gelişmelerini olumsuz yönde etkilediği için mutlaka müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, hastanede yatan çocuklarda malnütrisyon riskini belirlemesinde, bir beslenme tarama aracı olan Pediyatrik Yorkhill Malnütrisyon Skoru (PYMS)'nun kullanılmasıdır. Kesitsel ve tanımlayıcı olarak planlanan bu çalışma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde farklı kliniklerde, yaşı 13-200 ay arasında değişen 128 çocuk hastada gerçekleştirilmiştir. Vasilerinden gönüllü onam formu alınan çocukların demografik bilgileri alınmıştır. Yetersiz beslenme ile ilişkili malnütrisyon riski belirlemek için PYMS uygulanmış ve malnütrisyon durumunu tespit etmek üzere antropometrik ölçümler (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, üst orta kol çevresi (ÜOKÇ)) uygun ekipmanlar kullanılarak alınmış, beden kütle indeksi (BKİ) hesaplanmıştır. Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) AnthroPlus programı ile antropometrik ölçümlerin z-skorları hesaplanmıştır. Ayrıca besin tüketim sıklık formu uygulanmıştır. Araştırmaya alınan hastanede yatan çocukların PYMS sonucuna göre, %29,7'sinde düşük, %15,6'sında orta, %54,8'inde yüksek düzeyde malnütrisyon riski tespit edilmiştir. PYMS beslenme tarama aracı ile antropometrik ölçüm zskorlarının ilişkili olduğu bulunmuştur. Ayrıca, yaşa göre ağırlık (Y/A) ve yaşa göre BKİ (Y/BKİ) z-skorları ile PYMS sonucu arasında önemli farkların olduğu ve özellikle karşılaştırmanın Y/BKİ z-skoru açısından belirlenen şiddetli malnütrisyon ile ilişkilendirilebileceği gösterilmiştir. Diğer yandan, Protein yönünden zengin gıdaların ve rafine karbonhidratların tüketim sıklıklarının PYMS sonuçları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Hastanede yatan çocuklarda yetersiz beslenme ile ilişkili malnütrisyon riski yüksektir. PYMS aracı ile antropometrik ölçümler arasında önemli fark ve ilişkiler bulunmuştur. Hastane malnütrisyonunun önlenebilmesi için beslenme tarama prosedürlerinin geliştirilmesi ve mutlaka PYMS gibi bir aracın kullanılıyor olması oldukça önemlidir. Bu çalışma, bilindiği kadarıyla ülkemizde Türkçeye uyarlanarak geçerlilik-güvenirlik çalışması yapıldıktan sonra, oluşturulan PYMS formu ile yapılan ilk araştırmadır. Bu alanda yapılacak çalışmalar hem hastane malnütrisyonunun tespiti hem de beslenme tarama araçlarının yaygınlaştırılması adına sahada ve literatürde katkılar sağlayacaktır.
  • Öğe
    Negotiating agency and self in digital platform work in Türkiye
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2023) Uysal, Kadır; Boyraz, Cemıl
    Bu tez, dijital emek platformlarının işçiler üzerindeki emek kontrolü etkilerini incelemektedir. Dijital platformların ortaya çıkışının, ağırlıklı olarak dijital olarak aracılık edilen birçok hizmetteki emek süreçleri üzerinde önemli etkileri olmuştur. Geleneksel emek kontrol mekanizmalarının yokluğunda, platformların emek kontrolünde teknoloji ve veri kullanımı, emek sürecinin gerçekleşmesine olduğu kadar kontrol edilip değerlendirilmesine de ciddi değişiklikler getirmektedir. Bu yeni dijital kontrol araçlarının anlamı, işçi failliği ve öznellikleri üzerindeki etkileriyle ilişkili olarak incelenmektedir. Platform çalışmasının emek kontrolüne etkisi, uluslararası literatürde yüksek vasıflı işlerde uzaktan platform emeği çerçevesinde ya da teslimat ve ulaşım hizmetlerindeki düşük vasıflı yerel platform emeği çerçevesinde kapsamlı çalışmalara konu olmuştur. Platform çalışmasının bu tür biçimlerine gösterilen bu ilgiye rağmen, ev işleri ağırlıklı olarak platformlar aracılığıyla sunulmakta ve hem müşterilerin emek kontrolündeki rolü, hem de ev işlerinin doğası açısından emek kontrolü tartışmaları için önemli sonuçlar doğurmaktadır. Araştırma, Türkiye'de popüler bir platform olan Armut'ta sunulan temizlik ve çeşitli onarım hizmetleri gibi ev işçiliğine odaklanarak, düşük vasıflı platform emeğini incelemektedir. Çalışmada yapılandırmacı gömülü teori metodolojisi kullanılmıştır. Veriler, platform çalışanlarıyla yapılan görüşmeler ve kamuya açık platform video içerikleri aracılığıyla toplanmıştır. Çalışanlar ve müşteriler arasındaki müzakere kavramını ön plana çıkaran bir teori oluşturmak için platform çalışma modelleri arasında karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Bulgular, platformun rekabetçi ortamının önemli rolünün yanı sıra platform mekanizmalarının müzakerelerde işçiler pahasına müşterileri güçlendirmesinin işçilerin faillik duygusu üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Çalışma, müşterilerle müzakerelerde daha zayıf bir konuma düşmelerinin bir sonucu olarak, işçilerin emek sürecindeki failliklerini kaybettiklerini, profesyonel kimliklerinin zayıfladığını ve girişimci benliklerinin yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Bu süreçte rekabetin etkileri ve bunun sonucunda işçilerin örgütlenme olasılıklarının zayıflaması tartışılmaktadır.
  • Öğe
    Yetişkin bireylerde işlenmiş gıda tüketimi ve kardiyometabolik risk faktörlerinin belirlenmesi
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2024) Özkan, İrem; Avuk, Üyesı Hande Seven
    Bu araştırma, yetişkin bireylerde işlenmiş gıda tüketimi ve kardiyometabolik risk faktörlerinin belirlenmesi adına Mart 2024-Nisan 2024 tarihleri arasında Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Dahiliye Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş arası gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 171 birey ile yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde anket formu, besin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite formu ve biyokimyasal verilerden yararlanılmıştır. NOVA sınıflandırması esas alınarak besin tüketim sıklıkları incelenmiş ve kardiyovasküler risk Framingham Risk Skoru ile hesaplanmıştır. Katılımcıların %67,84'ü kadın (n=116) ve %32,16'sı erkektir (n=55). Erkekler daha fazla işlenmiş gıda tüketmektedir (p<0,05). Kadınların BKİ değerleri 27,05±5,40 kg/m2 ve erkeklerin BKİ değerleri 28,84±15,24 kg/m2 bulunmuştur. Günlük işlenmiş gıda tüketimindeki bir standart sapmalık artış BKİ değerlerinde 0,477 kg/m2 artış meydana getirmektedir (p<0,05). Katılımcıların eğitim düzeyleri ile işlenmiş gıda tüketimleri karşılaştırıldığında düşük eğitim seviyesine sahip bireylerin daha fazla işlenmiş gıda tükettikleri bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların gelir düzeyleri arttıkça işlenmiş gıda tüketimleri artış göstermektedir (p<0,05). Katılımcıların antropometrik özellikleri ile Framingham risk yüzdeleri karşılaştırıldığında bel çevresi, boyun çevresi ve bel/kalça oranları yüksek olan bireylerin yüksek riske sahip oldukları bulunmuştur (p<0,05). Besin tüketim sıklıkları incelendiğinde erkekler daha fazla fast-food, şekerli içecek ve abur cubur tüketmektedir (p<0,05). Kadınların MET değerleri 1775,64±1611,97 hafta/dakika ve erkeklerin MET değerleri 2122,74 ± 1791,53 hafta/dakika bulunmuştur. MET değerlerinin Framingham risk yüzdeleri üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Erkeklerin ortalama Framingham risk yüzdeleri %10,82 ± 9,98 ve kadınların %6,91 ±8 ,51 olduğu görülmektedir (p<0,05). İşlenmiş gıda tüketimindeki bir standart sapmalık artışın Framingham riskini 0,123 puan arttırmaktadır (p<0,05).
  • Öğe
    Comrades of War: An analysis of Ernest Hemingway's A Farewell to Arms and John Dos Passos' Three Soldiers
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2023) Külünkoğlu, Dora Tan; Tekın, İncı Bılgın
    Bu tez, Ernest Hemingway'in Silahlara Veda ve John Dos Passos'un Üç Savaşçı adlı romanlarına Sigmund Freud'un kuramlarını temel alarak psikanalitik bir açıdan yaklaşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı, daha önceden kahraman ve vatansever sayılan sıradan asker algısını değiştirdiği ve ifadesini Modernizm hareketinin yükselişinde bulduğu için, bu iki roman da sıradan askerin gerçek ve acı verici akıl sağlığı durumunu tarif etmektedir. Bu tezde psikanalitik yaklaşımın temel odağı Freudcu bir bakış açısından alınmıştır, çünkü Freud, askerin, ilk endüstriyel savaşın getirdiği nevrotik akıl sağlığı durumu hakkında konuşan ilk psikanalistlerden biri olarak görülmektedir. Freud'a göre uygarlıklar, şartlar ne olursa olsun, kurumlar ve yasalar yoluyla bireylerinden mutlak itaat ve içgüdülerin feragatını bekler. Ancak savaş zamanında uygarlıkların talepleri, vatanseverlik adı altında öldürmeye ve içgüdülerin ortaya çıkarılmasına değiştirilir. Sonuç olarak birey, hayal kırıklığına uğrar ve insanlıktan uzaklaşır. Ayrıca, bir askerin savaş esnasında şahit olduğu korkunç şeylerle birlikte, birey travmatize olur. Savaşın getirdiği hayal kırıklığından başlayarak, Freud, hayal kırıklığı kavramı, yaşam ve ölüm içgüdüleri, öldürme ve yasaları ve kurumları beraberinde getiren uygarlıklar hakkında düşünmüştür. Bu tezdeki temel amaç, Silahlara Veda ve Üç Savaşçı romanlarındaki karakterileri Freudyen hayal kırıklığı, insanlıktan çıkma ve travma kavramları ile incelemektir.
  • Öğe
    Blockchain, non-fungible tokens, Web3, Metaverse: Opportunities for brands
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2022) Kılıçaslan, Furkan; Ekızler, Hüseyın
    Covid-19 ile beraber dijitalleşme her sektörde beklenenden daha hızlı yer bulmaya başladı. Blockchain teknolojisi, dijitalleşmenin öncüsü olarak markalar ve yaratıcı endüstriler için yeni bir fırsat yaratıyor. Dijitalleşme ile hayatımıza giren Blockchain, NFT ve Web3, Metaverse gibi terimler henüz çok yeni olsa da standart iş modellerinin aksine farklı bir pazarlama alanı olarak öne çıkıyor. Makale, blockchain ile birlikte doğan blockchain ve NFT, Web3, Metaverse gibi kavramların temellerini inceliyor ve bu teknolojilerin markalar için kıtlık, marka sadakati, satın alma açısından nasıl yeni tür pazar güçleri ve fırsatlar yaratabileceğine dair bir fikir sunuyor. Anahtar Kelimeler: NFT, Metaverse, Blockchain, Kıtlık, Mülkiyet, Satın Alma Niyeti, Teknoloji Adaptasyonu
  • Öğe
    Raising a child with down syndrome: A qualitative investigation on fathers' experiences
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2022) Cesur, Eda; Balcı, Üyesı Anıl Özge Üstünel
    Son yıllarda Down sendromu (DS) özelinde bu kişilerin DS ile tanışma- kabullenme süreci, yaşadıkları zorluklar, çocuklarıyla olan ilişkilerinin niteliği gibi konular bilim insanlarının ilgisini çekmektedir. Bu artan meraka karşı Türkiye'de DS sahibi çocukların babalarıyla yapılan araştırmalar oldukça sınırlıdır. Varolan araştırmalar çoğunlukla DS sahibi bireylerin iki ebeveyninin deneyimini birlikte araştıran, genellikle depresyon, stres gibi olumsuz duygulara odaklanan araştırmalardır. Bu çalışma DS sahibi bir çocuğa babalık yapma deneyimlerini derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, babaların çocuklarıyla yaşadıkları deneyimleri, çocuk bakımına katılımlarını, kendi babalık algılarını ve zorluklarla baş etme yöntemlerini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Türkiye'de yaşayan, yaş aralığı 37-52 olan, DS sahibi çocuklarının yaşları 5-14 aralığındaki babalarla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler tematik analiz yöntemi kullanılarak incelenmiş ve dört ana tema oluşturulmuştur: a) DS'yi anlama ve kabullenme, b) babalık rolü ve görevlerini yerine getirme, c) DS sahibi çocuğa uyum sağlama, d) DS sahibi çocuk hakkında pozitif bakışa sahip olma. Analiz sonucu elde edilen sonuçlarda babaların ailelerine DS sahibi bir birey katıldığında bunu şaşkınlıkla karşıladıkları, güçlü durma ve aileyi birarada tutma ihtiyacı hissettikleri ve ardından DS sahibi çocuklarının ihtiyaçlarına uyum sağlayarak hayatlarının bazı kısımlarında kritik değişiklikler yaptıkları görülmüştür. Neredeyse tüm babalar DS'ye karşı pozitif bir tutum belirlediklerini ve çocuklarıyla sevgi dolu bir ilişkileri olduğunu paylaşmışlardır. Araştırmadan elde edilen sonuçların Türkiye bağlamında, DS sahibi çocukların babalarının deneyimlerini anlamada öncü olacağı düşünülmektedir. Çalışmanın bulguları, ilgili babalık ve DS ile tanıştıktan sonra değişen babalık algısı konusundaki alanyazın bağlamında tartışılmıştır. Çalışmanın güçlü yönleri ve sınırlılıkları tartışılmış ve ilerideki çalışmalara öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Down sendromu (DS), baba katılımı, geleneksel babalık, baş etme, Türkiye.
  • Öğe
    Milletlerarası tahkimde hakemin hukuku kendiliğinden uygulaması
    (İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2022) Bozoğlu, Yığıtcan; Tepetaş, Üyesı Candan Yasan
    Milletlerarası ticarette bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak sıklıkla kullanılan tahkim, devlet yargılamasıyla pek çok benzerlik taşımakla birlikte belirli konularda da devlet yargılamasından ayrılmaktadır. Hem Müşterek hukuk sistemlerinden hem de Kıta Avrupası hukuk sistemlerinden katılımcıların yer aldığı milletlerarası tahkimde her iki sistemin unsurlarını da kapsayan karma uygulamalar ortaya çıkmıştır. Özellikle yargılamaya hâkim olan ilkeler bakımından tahkimin durumu sıklıkla tartışılmaktadır. Zira klasik anlamıyla yargılama, mahkemeler tarafından devletin egemenlik yetkisinin bir parçası olarak kullanılmaktadır. Oysa tahkim yargılamasında hakemlere bu yargılama yetkisini bahşeden irade, doğrudan devletin egemenlik yetkisi değil, uyuşmazlığın taraflarının iradesidir. Diğer yandan, taraf iradesi sınırsız değildir ve tahkim nihayetinde özünde bir yargılama faaliyetidir. Bu bağlamda, tahkim yargılamasında hem tarafların iradesine saygı duymak hem de aynı anda tarafların adil bir şekilde yargılanmasına ilişkin temel haklarını korumak gerekmektedir. Tahkim yargılamasında bu bağlamda en çok tartışılan hususlardan biri, hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması anlamına gelen iura novit curia ilkesinin tahkim yargılamasında geçerli olup olmadığıdır. Bu çalışma kapsamında hakemin hukuku kendiliğinden uygulaması ilkesi, hakemin yetkileri kapsamında ve devlet mahkemelerinde hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması ilkesiyle karşılaştırmalı olarak incelenecektir.